En Yeniler
Ana Sayfa / Genel / 2008 Ekonomik Krizin Türkiye ye Etkileri

2008 Ekonomik Krizin Türkiye ye Etkileri

Türkiye ekonomisine ilişkin makroekonomik veriler incelendiğinde;

2008 Ağustos ayından bu yana daralan Sanayi Üretimi, Aralık ayında % -17,6 oranında azalış göstermiştir. Ayrıca, Kasım ayında yaklaşık %20 gerileyen ihracatın Aralık ayında da %21 oranında gerilmesine ek olarak, ileriye yönelik beklentileri gösteren 2009 yılı Ocak ayı CNBC-e Tüketici Güven Endeksi’nin işaret ettiği üzere ekonomimizin 2008’in 4. çeyreğinden itibaren daralmaya başlayacağı ve bu daralmanın en iyimser tahminlere göre 2009 yılının ilk altı ayında da devam edeceği görülmektedir. Petrol fiyatları yaz aylarında ulaştığı zirve olan 140 dolardan 40 dolar civarına gerilemiştir. Petrol ve diğer emtia fiyatlarında görülen düşüşler, enerji ithalatından kaynaklanan maliyet enflasyonu faktörünü ortadan kaldırırken diğer yandan önemli oranda daralan iç talebin de etkisiyle enflasyonun 2009 yılında düşüş trendine devam edeceği ve Türkiye ekonomisi için yakın gelecekte sorun olmaktan çıkacağı öngörülmektedir.

Petrol ve emtia fiyatlarında yaşanan düşüşün cari işlemler açığının daralması yönünde de olumlu etkisi olacaktır. 2008 yılı sonunda 42 milyar dolara ulaşması beklenen cari işlemler açığının 2009 yılında 20 milyar civarına gerileyeceği tahmin edilmektedir. Türkiye ekonomisinin yıllardır yumuşak karnını oluşturan cari işlemler açığında yaşanacak olan gerileme olumlu olmakla birlikte, özel sektörün yüksek oranda dış borçlu olması Türkiye’nin 2009 yılında dış finansman ihtiyacını nasıl sağlayacağına ilişkin soru işaretlerini arttırmıştır. Mevcut piyasa şartları altında yeniden borçlanma imkânlarının oldukça sınırlı hale gelmiş olması dış kaynak sorununu çözmek için hükümetin IMF’le piyasa beklentilerine göre 20 milyar dolar civarında bir standby antlaşması için pazarlık masasına oturmasına neden olmuştur. IMF ile antlaşma konusunda hükümet önce mesafeli yaklaşmış, hatta Başbakan yapılacak olası bir anlaşma ile ilgili olarak ‘ümük sıkma’ tabirini kullanmıştır. Daha sonra IMF ile antlaşma yapılacağı yönünde beklenti oluşturulmuş ve IMF ile olası bir antlaşmanın Ocak ayı içerisinde bitirileceği ifade edilmiş şu an gelinen noktada ise IMF ile bir anlaşmanın imzalanabileceği şeklinde çelişkili ifadeler akıllara iki tane soru işaretinin gelmesine neden olmaktadır.

Bunlardan birincisi, IMF ile Kasım ayı ortalarında başlayan görüşmelerinin halen sonlandırılamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Yerel seçimler arifesinde, IMF ile antlaşmak ve bunun neticesinde seçimlere acı reçete ile girmek istemeyen hükümetin antlaşma beklentisi ile piyasaları oyalamaya mı çalıştığı ya da yerel seçimlere kadar mevcut durumu devam ettirmeyi mi amaçladığı gibi soruların akıllara gelmesine neden olmaktadır. İkinci olarak, Başbakan tarafından önce krizin ülkemizi etkilemeyeceğinin açıklanması, sonrasında bu açıklamanın krizin bizi teğet geçeceği ve en son krizden az etkileneceğiz şeklinde yapılan açıklamalar, hükümetin krize karşı ne kadar hazırlıklı ve kriz yönetiminde ne kadar başarılı olduğu sorularının da akıllara gelmesine neden olmaktadır. 2001 krizinden sonra uygulanan istikrar programı, yeniden yapılandırılan bankacılık sistemi ve 5 yıldır ciddi olarak ödün vermeden sürdürülen sıkı maliye politikasının olumlu etkilerinden dolayı ülke ekonomisi şu ana kadar yaşadığımız küresel kriz ortamında en azından ayakta kalmayı başarmıştır.

Fakat şu anda, Türkiye ekonomisi bıçak sırtı bir dengede durmaktadır ve daha önce belirttiğimiz üzere, 2009 yılında sağlanacak dış finansmanın miktarı ekonomimizin en kırılgan noktası haline gelmektedir. Bu noktada 2009 yılında sağlanacak dış finansman miktarının netleşmesi ve bu yönde atılacak adımlar ayrı bir öneme sahip olmaktadır. Eğer hükümet IMF ile antlaşma yoluna gitmeyi tercih etmeyecek ise özel sektör ve kamunun dış borç ödemeleri, cari işlemler açığının finansmanı için Türkiye’nin 2009 yılında ihtiyacı olacak kaynağı nasıl ve nereden sağlayacağını da bir an önce kamuoyu ile paylaşmalıdır. Daha önce ifade ettiğimiz üzere yaşadığımız bu krizin Türkiye’ ye etkilerinin mali sektörden daha çok reel sektöre olması, 1994 ve 2001 krizlerinden mevcut durumun farklı olduğunu göstermektedir. Bu noktada krizin reel sektöre etkilerinin en alt düzeye indirilmesini sağlamak için alınacak tedbirler oldukça büyük öneme sahiptir.

Bankacılık ve reel kesim arasında tıkanan kredi ilişkilerine yardımcı olmak için Kobilere, KOSGEB ve Halk Bankası tarafından kredi veriliyor olması hükümet tarafından alınmış oldukça yerinde ve güzel bir tedbirdir. Ayrıca Merkez Bankası’nın döviz Mevduat Munzam Karşılıklarını düşürerek bankacılık sisteminin tekrar kullanımına açtığı yaklaşık 2,5 milyar dolarlık kaynak bankacılık sektörü için oldukça önemlidir Fakat ne yazık ki hükümetin bu önlemleri bir paket halinde değil de parça parça açıklaması alınan önlemlerin kamuoyu tarafından tam olarak görülememesine yol açmaktadır. Buna ek olarak, bütün dünya ülkelerinin krize karşı toplu olarak paketler açıkladıkları bu dönemde hükümetin sorunlara karşı parça parça çözümler üretmeye çalışması kamuoyunda oluşan paket beklentisini gidermemekte daha ötesi hükümetin kriz yönetiminde başarılı olmadığı imajını vermektedir. Nitekim krizin derinleşmesi ve hükümetin parça parça aldığı önlemlerin yetersizliğinin anlaşılması üzerine tekstilde doğuya göç teşviği, internette özel iletişim vergisi indirimi, hurda indirimi gibi çeşitli düzenlemeleri bir arada bulunduran 34 maddelik yeni bir paket açıklanma aşamasına gelmiştir. İçerisinde yaşadığımız kriz ortamının aşılması ve reel sektörün tekrar canlandırılabilmesi için, iç talepte artış sağlanabilmesi hayati derecede öneme sahiptir. Bu noktada, iç talebi arttırmak için faiz oranlarında yapılacak hızlı indirimlere ek olarak maliye politikası alanında alınacak önlemler özellikle önem kazanmaktadır.

Doğalgaz üzerinden tahsil edilen dolaylı vergi oranında yapılacak bir indirim doğrudan sanayicinin üretim maliyetini düşürücü etki yapacaktır. Kurumlar ve gelir vergisinin bir yıllık limitli bir süre ile indirilmesi de sanayicinin rahatlamasını sağlayacaktır. Doğrudan ve dolaylı vergilerde yapılacak indirimler kamu maliyesine fazladan maliyet çıkarsa bile yukarda incelendiği üzere Türkiye yıllardır sıkı maliye politikası uyguluyor olmasından dolayı bu maliyeti belirli bir süre için göğüsleyebilecek güce sahiptir. Bu noktada hükümetin bütçe dengesini korumak ile reel sektörü kurtarmak arasında bir karar vermesi gerekmektedir. Fakat bozulan bütçe dengesini tekrar kurmanın batmış bir reel sektörü tekrar inşa etmekten daha kolay olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.

SALİH ÜNAL

About admin

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER İÇERİK

Yalan Dolan – İstanbul’da tiyatro severlerle buluşuyor

Tema Kültür Sanat’ın sahneye taşıdığı, yazar ve yönetmenliğini yapan Cengiz Küçükayvaz’ın ayı zamanda rol aldığı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir